Bilginin ekonomik faydaya dönüşebilmesi için inovasyon şart

İnovasyon kelimesi kökeni itibariyle Türkçe olmaması ve içinde birçok bileşeni barındırması nedeniyle, inovasyon nedir denildiğinde farklı tanımlamalarla karşılaşılmaktadır. İşte bu noktada Yenilik, Araştırma Geliştirme, İcat gibi kavramlar zaman zaman inovasyonun yerine kullanılsa da bu kelimelerin yetersiz kaldığı görülmektedir. Uluslararası düzeyde kabul gören Oslo Kılavuzu’nda (2005) inovasyon; “Yeni veya önemli ölçüde geliştirilmiş ürünün (mal veya hizmet) veya sürecin, yeni pazarlama yönteminin veya yeni örgütsel yöntemin işletme içi uygulamalarında, işyeri organizasyonunda veya dış ilişkilerde uygulanması” olarak ifade edilmiştir. Bir diğer tanımlamaya göre ise “inovasyon” kavramı, bireysel ve toplumsal ihtiyaçların (sağlık, dinlenme, çalışma, ulaşım vb.) daha iyi bir düzeyde karşılanması anlamını taşımaktadır (OECD:2004). Dolayısıyla yaygın olarak bilinenin aksine inovasyon, salt teknoloji veya buna dayalı ürünlerle ve süreçlerle ilgili olmamakla birlikte eğitim, okullaşma oranı, üniversite sanayi işbirliği gibi alt göstergeleri de içeren geniş bir kavramdır. Ayrıca inovasyon, hem ülkeler hem de firmalar bazında ulusal ve uluslararası alanda rekabet gücü kazanmanın, verimlilik artışı sağlamanın, ekonomik büyüme ve kalkınmanın, dolayısıyla da refah ve yaşam kalitesi artışının en temel unsurlarından biri olarak ifade edilmektedir.

OECD rakamlarına göre, son 25 yılda özellikle gelişmiş ülkelerin ekonomik büyümelerinde inovasyonun katkısının %50’den fazla olduğu görülmektedir. Bu ülkelerin ekonomik süreçleri incelediğinde inovasyon çalışmalarına önemli oranlarda destek verildiği görülmektedir. Aşağıdaki Tablo 1 Türkiye, ABD, İngiltere ve Japonya’nın çeşitli inovasyon gösterge endekslerini içermektedir. Eğitim ve okullaşma oranı açısından ABD, İngiltere ve Japonya ile karşılaştırıldığında birbirine yakın değerler görülürken, Ar-Ge harcamalarında çok çarpıcı bir şekilde geride kaldığımız görülmektedir. Diğer yandan “Ulusal İnovasyon Sistemi”nin geliştirilmesi için en önemli göstergelerden birisi olan üniversite sanayi İşbirliği Endeksi ise Türkiye’de 47.7 iken ABD’de 79.0, İngiltere’de 76.3 ve Japonya’da 66.0 düzendedir. Gelişmiş ülkelerde, üniversite-sanayi işbirliğine büyük bir önem verildiği ve bu ortamın yaratılabilmesi için yaklaşımlar ve strateji planlarının oluşturulduğu ayrıca işbirliğinin teşvikine yönelik finansman destek programlarının artırıldığı bilinmektedir. Üniversite-sanayi ilişkileri, “Ulusal İnovasyon Sistemi” kavramı çerçevesinde değerlendirildiğinde işletmelerin her şeyden önce dünya piyasaları ile rekabet edebilmesi için teknolojiyi içselleştirmesi gerekmektedir. Bilginin ekonomik bir faydaya dönüşebilmesi için inovasyon sürecinin üç ana unsurunu teşkil eden Üniversite, Sanayi ve Devlet Mekanizmasının iyi çalışması gerekmektedir. Bu kapsamda Üniversitelerimiz gerekli araştırmaları yaparak bilgiyi üretmeli, sanayi kuruluşlarımız da üretilen bu bilgiyi ticari bir ürüne dönüştürmelidir. Üniversite ve sanayinin, beklenen işlevleri yerine getirebilecek düzeyde geliştirilebilmesi ve inovasyon sürecinin doğası gereği, sistemsel bir bütünlük içinde çalıştırılabilmesi için gerekli önlemleri ise Devletimizin alması gerekmektedir. Bu üç unsurdan herhangi birinin bekleneni yerine getirememesi durumunda yapılan tüm çalışmaların ivme kazanması mümkün değildir. Şu anda Ülkemizde bu konularda ciddi çalışmalar olmakla birlikte halen çok geride olduğumuz bir gerçektir. Örneğin Global İnovasyon Endeksine baktığımızda, Türkiye’de inovasyonun ekonomik olarak Dünyadaki yeri maalesef içi açıcı değildir. Aşağıdaki Tablo 2’de bazı ülkelerin global inovasyon endeks değerleri ve ülke sıralamaları yer almaktadır. Buna göre; Türkiye’nin Global İnovasyon Endeksi Ülke sıralamasında 38.1 endeks değeri ile 54. Sırada olduğu görülmektedir.

Ulaşım ve iletişimin çok ileri noktalara geldiği günümüz dünyasında, iddialı ve sektöründe lider olmak isteyen firmaların artık yerel pazarlardan global pazarlara hitap edebilecek ürünlere yönelmesi kaçınılmazdır. Bu amaçla dünya pazarında yer alan firmalar stratejilerini Ar-Ge faaliyetlerinin sürdürülmesine bağlı olarak, yeni teknolojilerin kullanımı ve uygulanması esası üzerine oluşturmaktadırlar.

Ülkemizdeki Ar-Ge harcamalarının niteliksel olarak artırılması ve özellikle Üniversite ile sanayi arasındaki bağların çok sıkı bir şekilde tesis edilmesi bir tercih değil zorunluluk haline getirilmelidir. Ayrıca Üniversiteler ürettikleri bilgiyi de sorgulamak durumundadır. Dünyadaki mevcut bilgi teknolojisiyle rekabet halinde olduğumuz konularda sürekliliğin sağlanması, yetersiz olduğu görülen alanlarda ise ilave tedbirlerin alınması büyük önem taşımaktadır. Sanayi açısından ise uluslararası çerçevede rekabet gücünün oluşabilmesi için yüksek teknoloji gerektiren dönüşümlerin sektörel bazda tamamlanması gerekmektedir.

Tüketim ekonomisinden üretim ekonomisine geçebilmek için mutlak surette bilgi üretilmesi ve üretilen bilginin etkin bir şekilde kullanılarak katma değeri yüksek ürünlere dönüştürülmesi, Ülke için vazgeçilmez prensibimiz olmalıdır. Bu amaçla sanayicilerimizin kendi sorunlarının çözümünde ve yeni ürün geliştirmede üniversitelerle işbirliği yaparak kısa, orta ve uzun vadeli planlamalar yapması, üniversitelerin ise performans kriterlerine tabi tutularak sanayi ile işbirliği kapsamında ortaya çıkan Ar-Ge çalışmaları oranında ilave destek kapsamına alınması, somut katkısı bulunan personelin de bu destekten yararlanması sağlanmalıdır.

Yrd. Doç. Dr. Necip Fazıl YILMAZ

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir